loader

İcra Hukukunda Yeni Esaslar

Değerli meslektaşlarım ve kıymetli konuklar,

Bugün burada, icra ve iflas hukuku uygulamalarımızı doğrudan etkileyen ve TBMM gündeminde yer alan 11. Yargı Paketi ile getirilmesi öngörülen önemli değişiklikleri ele almak üzere bir aradayız. Bildiğiniz üzere icra hukuku, sadece bir alacak-borç ilişkisi değil, aynı zamanda mülkiyet hakkı ile hak arama özgürlüğü arasındaki o hassas dengenin kurulduğu bir alandır. Bu paketle birlikte 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda üç temel başlıkta; ihalenin feshi, tasarrufun iptali davası ve kanun yollarına başvuru sınırı noktalarında kritik düzenlemeler öngörülüyor. Dilerseniz bu değişikliklerin uygulamaya yansımalarını sırasıyla inceleyelim.

1.İhalenin Feshi: Usul Ekonomisi ve Mülkiyet Belirsizliğinin Giderilmesi

İlk durağımız, mülkiyet hakkının el değiştirdiği en kritik evre olan ihalenin feshidir. Uygulamada, ihalenin feshi davalarının bazen süreci uzatmak amacıyla kötüye kullanıldığını ve mülkiyet üzerindeki belirsizliği aylarca, hatta yıllarca sürdürdüğünü gözlemliyoruz. Teklif ne getiriyor? İİK m. 134’te ihalenin feshini isteyebilecek kişiler sınırlı olarak sayılmıştır. Yeni düzenlemeyle bu fıkraya şu cümle ekleniyor; “Belirtilen kişiler dışında kalan kişilerce ihalenin feshi talep edilmesi halinde mahkemece talep, dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilir.” Buradaki amaç çok açık; hız. Mahkemenin duruşma açmadan, evrak üzerinden yapacağı bu tespit, hem mahkemelerin iş yükünü azaltacak hem de ilgili sıfatına sahip olmayan kişilerin süreci sündürmesini engelleyecektir. Ayrıca, nispi harç ve teminat yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi durumunda da benzer bir “dosya üzerinden ret” mekanizması işletilerek usul ekonomisi korunacaktır.

2.Tasarrufun İptali: “Varsayımdan” “Karineye” Dönüş

Meslektaşlarım, belki de paketin en teknik ve teorik tartışmalara konu olan kısmı İİK 278. maddesindeki değişikliktir. Bu madde, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki ivazsız tasarrufların iptalini düzenler. Bildiğiniz gibi Anayasa Mahkemesi, bu maddenin bazı fıkralarını iptal etmişti. Gerekçe ise; borçlunun yakın akrabalarıyla yaptığı işlemlerin mutlak birer varsayım olarak kabul edilip, karşı tarafa aksini ispat hakkı tanınmamasıydı. Bu durum hak arama özgürlüğünün ihlali olarak görülmüştü. Yeni düzenlemenin özü şudur; artık bu işlemler birer karine niteliği taşıyacak. Yani kanun yine “yakın akrabalar arasındaki bu işlem bağışlama gibidir” diyecek ancak davalı tarafa, işlemin aslında gerçek ve ivazlı karşılıklı bir işlem olduğunu ispatlama kapısını açık bırakacak. Böylece mülkiyet hakkı ve ispat hakkı, Anayasa Mahkemesi’nin işaret ettiği hukuk devleti standartlarına uygun hale getirilmiş olacak.

3.İstinaf ve Temyiz Sınırları: “Karar Tarihi” Karmaşasına Son

Son olarak, hepimizin canını yakan parasal sınırlar konusuna değinmek istiyorum. Mevcut sistemde istinaf sınırı her yıl yeniden değerleme oranında artıyor. Bu durum, davanın açıldığı gün istinaf yolu açık olan bir dosyanın, karar verildiği gün sınırın altında kalması nedeniyle kanun yolu kapalı hale gelmesine sebep olabiliyordu. 4 Haziran 2025’te yapılan ilk düzenleme ve 11. Yargı Paketi ile netleşen durum şudur; artık parasal sınırların belirlenmesinde hükmün verildiği tarih değil, davanın açıldığı veya şikâyet başvurusunun yapıldığı tarih esas alınacaktır. Bu değişiklik, hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir. Bir avukatın müvekkiline davanın başında çizdiği hukuki yol haritası, yargılama sürerken değişen parasal sınırlar yüzünden çöp olmayacak. Vatandaş, davasını açtığı gün hangi haklara sahipse, karar gününde de o haklarını muhafaza edecektir.

Sonuç olarak;

Değerli konuklar, 11. Yargı Paketi ile icra hukukunda bir yandan yargılamaların hızlandırılması hedeflenirken, diğer yandan Anayasa Mahkemesi kararlarıyla uyumlu, hak arama hürriyetini önceleyen bir yapı kurgulanmaktadır. Uygulayıcılar olarak bizlere düşen, bu yeni normların ruhuna uygun şekilde, adaletin hızlı ve isabetli tecellisine katkı sunmaktır.

Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Yukarı