Değerli meslektaşlar, sevgili hukuk camiası temsilcileri ve saygıdeğer katılımcılar;
Bugün, Türkiye’deki takip hukukunun geleceğini kökten etkileme potansiyeli taşıyan, 1932 tarihli İcra ve İflas Kanunu’nu yürürlükten kaldırmayı hedefleyen Cebrî İcra Kanunu Taslağı’nın getirdiği yenilikleri ve bu yeniliklerin beraberinde getirdiği ciddi hukuki çelişkileri ele alacağız.
Taslak, uzun süren bir çalışmanın ürünü olmasına rağmen, ne yazık ki vaat ettiği büyük dönüşümü gerçekleştirmekten uzak, hatta bazı temel hukuki prensipler açısından geri adımlar içeren bir tadil metni niteliğindedir.
Taslağın Genel Gerekçesi incelendiğinde, 2004 sayılı İİK’nın ana yapısının ve sisteminin büyük ölçüde korunduğu görülmektedir. Yedi yıllık bir emeğin sonunda ortaya çıkan metnin, “yeni bir kanun” iddiası yerine, sınırlı kapsamlı bir “tadil taslağı” olarak nitelendirilmesi hukuk camiasının ortak eleştirisidir. Mevcut sisteme birkaç önemli ayar çekmek yerine, gereksiz bir akıl karışıklığına yol açacak şekilde isim ve sistematik değişikliğine gidilmesi, maalesef kaynağın verimli kullanılmadığı izlenimini uyandırmaktadır.
CİKT m.53/1 ile ilâmlı icrada menfaat dengesi yaratmak adına, ilk derece mahkemesi kararlarının icra edilebilirliğini istinaf kararına kadar ertelemektedir.
Bugün, Türkiye’deki takip hukukunun geleceğini kökten etkileme potansiyeli taşıyan, 1932 tarihli İcra ve İflas Kanunu’nu yürürlükten kaldırmayı hedefleyen Cebrî İcra Kanunu Taslağı’nın getirdiği yenilikleri ve bu yeniliklerin beraberinde getirdiği ciddi hukuki çelişkileri ele alacağız.
Taslak, uzun süren bir çalışmanın ürünü olmasına rağmen, ne yazık ki vaat ettiği büyük dönüşümü gerçekleştirmekten uzak, hatta bazı temel hukuki prensipler açısından geri adımlar içeren bir tadil metni niteliğindedir.
Taslağın Genel Gerekçesi incelendiğinde, 2004 sayılı İİK’nın ana yapısının ve sisteminin büyük ölçüde korunduğu görülmektedir. Yedi yıllık bir emeğin sonunda ortaya çıkan metnin, “yeni bir kanun” iddiası yerine, sınırlı kapsamlı bir “tadil taslağı” olarak nitelendirilmesi hukuk camiasının ortak eleştirisidir. Mevcut sisteme birkaç önemli ayar çekmek yerine, gereksiz bir akıl karışıklığına yol açacak şekilde isim ve sistematik değişikliğine gidilmesi, maalesef kaynağın verimli kullanılmadığı izlenimini uyandırmaktadır.
CİKT m.53/1 ile ilâmlı icrada menfaat dengesi yaratmak adına, ilk derece mahkemesi kararlarının icra edilebilirliğini istinaf kararına kadar ertelemektedir.
Bu değişikliğin doğuracağı en büyük tehlikeler İse şunlardır;
Tehiri icra yetkisinin, yargı makamları yerine kural olarak icra dairelerine bırakılması, hukuki koruma ve yargı bağımsızlığı ilkeleri açısından kabul edilemez bir geri adımdır.
İlâmın icrası aylarca erteleneceği için, alacaklılar alacaklarını güvence altına almak adına ihtiyatî haciz taleplerine yöneleceklerdir. Halihazırda takiple çözülen bir sorun için, şimdi önce ihtiyati haciz talebi, sonra icra takibi ve en nihayetinde ilâmın icrası gibi üç aşamalı gereksiz bir iş yükü ortaya çıkma tehlikesi mevcuttur.
İlâmın icrası aylarca erteleneceği için, alacaklılar alacaklarını güvence altına almak adına ihtiyatî haciz taleplerine yöneleceklerdir. Halihazırda takiple çözülen bir sorun için, şimdi önce ihtiyati haciz talebi, sonra icra takibi ve en nihayetinde ilâmın icrası gibi üç aşamalı gereksiz bir iş yükü ortaya çıkma tehlikesi mevcuttur.
İlâmsız İcra usulüne getirilen değişiklikler, sistemi fiilen tersine çevrilmiş bir İlâmlı İcraya dönüştürmektedir.
Taslak’la birlikte, borçlunun itirazı üzerine takibi yeniden harekete geçirmenin tek yolu, genel mahkemelerde itirazın iptali davası açmak olarak belirlenmiştir. Bu, alacaklının sadece dava açma sürecini ertelemesi anlamına gelmekte, takibin basitlik ve ucuzluk avantajını ortadan kaldırmaktadır.
Kambiyo senetlerine özgü takip yolu ve banka alacaklarının tahsiline ilişkin özel hükümler, “genel düzenleme niteliğindeki Taslağa alınmamıştır” gerekçesiyle kaldırılmıştır. Ancak, abonelik sözleşmelerine ilişkin alacaklar veya kiralanan taşınmazların tahliyesine ilişkin hükümlerin Taslak’ta tutulması, bu gerekçenin kendi içinde ciddi bir tutarsızlık ve çelişki yarattığını göstermektedir.
Küçük ve basit alacaklar ile karmaşık alacaklar arasında ayrım yapılmaması, küçük alacaklıların itirazın kaldırılması gibi hızlı bir çözüm yolundan mahrum bırakılarak uzun ve masraflı itirazın iptali davalarına zorlanması, eşitlik ilkesini zedeleyen bir tercihtir.
Değerli katılımcılar, Cebrî İcra Kanunu Taslağı, maalesef kapsamlı bir reform metni olmaktan uzaktır. Gerekçesinde vurguladığı orta yol yaklaşımı, ne takip hukukunun temel sorunlarını çözmekte ne de uygulamada beklenen kolaylığı getirmektedir. Aksine, mevcut hukuki süreçleri daha da karmaşık hale getirme, yargı organlarına ve icra dairelerine gereksiz iş yükü getirme ve hukuk güvenliğini tartışmaya açma potansiyeli taşımaktadır.
Yılman Hukuk Bürosu olarak, bu kritik süreçte hukukun üstünlüğünü ve adalete erişim kolaylığını esas alan, uygulanabilir ve tutarlı bir takip hukuku mevzuatının kabul edilmesi için eleştirel katkılarımızı sürdüreceğimizi beyan ediyoruz.
Teşekkür ederim.
Kambiyo senetlerine özgü takip yolu ve banka alacaklarının tahsiline ilişkin özel hükümler, “genel düzenleme niteliğindeki Taslağa alınmamıştır” gerekçesiyle kaldırılmıştır. Ancak, abonelik sözleşmelerine ilişkin alacaklar veya kiralanan taşınmazların tahliyesine ilişkin hükümlerin Taslak’ta tutulması, bu gerekçenin kendi içinde ciddi bir tutarsızlık ve çelişki yarattığını göstermektedir.
Küçük ve basit alacaklar ile karmaşık alacaklar arasında ayrım yapılmaması, küçük alacaklıların itirazın kaldırılması gibi hızlı bir çözüm yolundan mahrum bırakılarak uzun ve masraflı itirazın iptali davalarına zorlanması, eşitlik ilkesini zedeleyen bir tercihtir.
Değerli katılımcılar, Cebrî İcra Kanunu Taslağı, maalesef kapsamlı bir reform metni olmaktan uzaktır. Gerekçesinde vurguladığı orta yol yaklaşımı, ne takip hukukunun temel sorunlarını çözmekte ne de uygulamada beklenen kolaylığı getirmektedir. Aksine, mevcut hukuki süreçleri daha da karmaşık hale getirme, yargı organlarına ve icra dairelerine gereksiz iş yükü getirme ve hukuk güvenliğini tartışmaya açma potansiyeli taşımaktadır.
Yılman Hukuk Bürosu olarak, bu kritik süreçte hukukun üstünlüğünü ve adalete erişim kolaylığını esas alan, uygulanabilir ve tutarlı bir takip hukuku mevzuatının kabul edilmesi için eleştirel katkılarımızı sürdüreceğimizi beyan ediyoruz.
Teşekkür ederim.