loader

Yargı Paketi Çerçevesinde Hukuki Güvenlik Sorunu

Değerli hukukçu meslektaşlarım,

Türk Ceza Adalet Sistemi’nin ana ekseni olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan köklü düzenlemelerin yanı sıra, ardı arkası kesilmeyen 5275 sayılı İnfaz Kanunu değişiklikleri, sistemimizi öngörülemez bir hale getirmiştir. Kamuoyunda “10. Yargı Paketi” olarak bilinen son düzenleme, her ne kadar olumlu niyetler taşısa da, maalesef ki eleştirel bir gözle bakıldığında hukukun en temel ilkesi olan caydırıcılığa darbe vuran bir dizi uygulamayı beraberinde getirmiştir.

En büyük paradoks, “verilen ceza” ile “çekilen ceza” arasındaki uçurumun giderek derinleşmesidir. Mahkemelerce TCK m. 102’de düzenlenen cinsel saldırı veya TCK m. 188’de yer alan uyuşturucu ticareti gibi maddelerce hükmedilen cezalar, infaz düzenlemeleri ve denetimli serbestlik uygulamalarıyla öylesine kırpılmaktadır ki, cezanın amacı olan ıslah ve caydırma işlevi tamamen ortadan kalkmaktadır. Bu durum, özellikle cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, uyuşturucu ticareti, kadına ve hayvana yönelik şiddet gibi suçlarda toplum vicdanında onarılamaz yaralar açmaktadır. TCK’nın bu suçlar için öngördüğü ağır yaptırımlar, infaz düzenlemeleriyle anlamsızlaşmakta, faillerin kısa sürede topluma geri dönmesi, mağdurlar ve kamuoyu nezdinde cezasızlık algısı yaratmaktadır.

Bu İç hukuki sorun, uluslararası bir boyuta da ulaşmıştır.

Hukuk sistemimizdeki infaz boşlukları ve hafif cezalar, maalesef ki Türkiye’yi, uluslararası arenada suçlular için bir kaçış limanı haline getirme riskini taşımaktadır. Yurt dışında ağır cezalara çarptırılan veya aranan suçlular, Türk yargı sisteminin kendilerine daha esnek davranacağı beklentisiyle ülkemize sığınmaktadır. Bu durum, yalnızca uluslararası ilişkilerimizi zorlamakla kalmamakta, aynı zamanda Türkiye’nin hukuka bağlı devlet imajını da zedelemektedir.

Son olarak, sistemin zayıflığına işaret eden en acı göstergelerden biri de, suça sürüklenen küçük çocukların sayısındaki endişe verici artıştır. Çocuklara özgü yargılama ve infaz usulleri, kimi zaman caydırıcılıktan uzak ve yetersiz kalmaktadır. Suç işleme yaşının giderek düşmesi ve suça sürüklenen çocukların cezasızlık algısıyla hareket etmeleri, hukukun en temel koruma görevini yerine getiremediğinin açık bir işaretidir.

Tüm bu sorunlar, uluslararası hukuk normları ve içtihatlarla da teyit edilmektedir. Örneğin, AİHM’nin Opuz/Türkiye kararında vurgulandığı gibi, devletin kadına yönelik şiddeti önleme yönünde pozitif bir yükümlülüğü vardır ve bu yükümlülük, sadece yasa çıkarmakla değil, aynı zamanda yargılama ve infaz süreçlerini de etkin kılmakla yerine getirilir. Cezaların yetersizliği ve infazdaki sorunlar, bu yükümlülüğün ihlali anlamına gelmektedir.

Sonuç olarak, hukukun caydırıcılığını yeniden tesis etmek için, yargı paketlerine dayalı geçici çözümlerden vazgeçilmeli; infaz sistemine istikrar ve öngörülebilirlik getirilmelidir. Verilen her ceza, amacına uygun bir şekilde ve tavizsiz bir tutumla uygulanmalı, hukuki normlar sadece kâğıt üzerinde değil, fiili hayatta da geçerli kılınmalıdır.
Yukarı